5 Ocak 2012 Perşembe

Cep Telefonu ve beyin kanseri üzerine son gelişme.





National Institutes of Health (NIH)  ve  Brookhaven National Lab (BNL) dan katılımcılarca oluşan çalışma gurubu Cep Telefonu Radyasyonun kamu sağlığı üzerindeki etkileri konusunda yaptıkları çalışmanın sonuçlarını 23 Şubat 2011 de açıkladılar.Nora Volkow  ve ekibine göre Cep telefonu radyasyonu insan beyninin normal çalışmasını etkileyebilmektedir.
Bu çalışmanın sonuçları açıklanana değin Microdalga Radyasyonun insan sağlığı üzerindeki etkileri ancak uzun süreli kullanımların ölçümlenmesi ile ortaya çıkabilir hipotezi çökmüş görünüyor öte yandan insanların Cep telefonu kullanımı konusunda uyarılmadan günlük yaşamlarına devam etmesi çıkan sonuçlar açısından pek mümkün görülmüyor.



"Çalışma insan beyninin Cep telefonlarından yayılan elektromanyetik radyasyona duyarlı olduğunu belgelemesi bakımından önemlidir"  Volkow  New York Times.

Pozitron emisyon tomografisi (PET),kullanan NIH-BNLaraştırmacıları,50 dakikalık Cep telefonu radyasyonuna maruz kalınması durumunda  beyin aktivitesini ölçerek glukoz metabolizması nın hızlandığını gösterdiler.Bulgunun istatistik önemi çok yüksek. Çalışmada özel olarak dikkat çeken nokta  telefondan gelen radyasona maruz kalan beyin kesiminde en geniş metabolik artışın olduğudur. NIH-BNL çalışması  Journal of the American Medical Association (JAMA) nın Şubat 2011 sayısında yayınlandı.

"This paper is just dynamite," said , the director of the  Albany, NY bulunan Institute for Health and the Environment  in direktörü David Carpenter a göre" Bu çalışma bir dinamit,bundan böyle Cep Telefonundan gelen radyasyonun sinir sistemimizi değişikliğe ugratacağını inkar etmek mümkün değil " Elektromanyetik araştırmalar alanında 30 yıldır çalışan Carpenter isimli Nörofizyolog , Microwave News dergisine yaptığı açıklamada  "Bu çalışma herşeyi tam tersine çevirecek " dedi. University of Pittsburgh Cancer Institute eski direktörü Ronald Herberman,  NIH-BNL raporu için "sersemletici" ifadesini kullandı.




Cep telefonu beyin taramaları

Çalışmada 47 sağlıklı erkek ve dişi denek kullanıldı,her birinin kulaklarına birer cep telefonu takıldı.
BNL de 1970 lerde geliştirilen bir teknik ile Glükoz metabolizması PET tarayıcı ile ölçüldür.
Her katılımcı denek iki kez tarandı bir kez sağ taraftaki telefon açık iken ve bir kezde her iki telefon kapalı durumda ( telefonların sesi kapalı konumda olduğundan denekler hangi telefonun açık olduğundan haberdar değildiler ).Telefondan gelen radyasona maruz kalma süresi 50 (Elli) dakika idi ve telefon kapatıldıktan 5 (Beş) dakika sonra PET taraması başlatıldı.Her tarama ortalama 30 dakikalık beyin aktivitesini yansıtmaktadır.
Beynin tümünde vir metabolizma değişimi olmamasına karşın telefona yakın bölgeler sağ orbitofrontal cortex
( alt tarafta sol kısımda ok ile işaretlenen bölge) ve temporal lobe. kısmında önemli etkiler ortaya çıktı.
Bu bölgelerin Cep telefonu kullanır iken en yüksek RF radyasyona maruz kaldığını gösterir.
Volkow un çalışmasında açıkladığı gibi " Cep telefonundan yayılan RF-EMF    leri en çok emen bölgeler glukoz metabolizmasındaki en geniş artışın olduğu bölgelerdir."



Sol taraftaki tarama 50 dakikalık cep telefonu radyasyonuna maruz kaldıktan sonra çekilmiştir.Ok ile işaretli orbitofrontal cortex deki metabolik aktiviteye dikkat edin.Sağdaki tarama ise telefon kapalı iken çekilmiştir.Kırmzı bölgeler glukoz metabolizmasının en yüksek olduğu yerlerdir.
Kaynak: Journal of the American Medical Association, 305, p.811, February 23, 2011

Gözlemlenen artışlar depresyon tedavisindeki kullanılan transcranial magnetic stimulation magnitudu ile benzerdir.Çalışamada kullanılan  cep telefonları

 Samsung cell phones (model SCH-U310),
CDMA signals, ile çalışan ve baştaki etkisi specific absorption rate (SAR) of 0.901 W/Kg olup Amerikada öngörülen Cep telefonu SAR limiti U.S. FCC's limit of 1.6 W/Kg  den daha düşüktür.
Çalışma esnasında Cep Telefonları çağrı alma yani aranma modunda iken yapılmış olup SAR düzeyi arama modundan daha düşüktür.Öte yandan Valkov'un ekibinden  Dardo Tomasi,Microwave News  dergisine yaptığı açıklamada çalışma esansında Cep telefonlarının "normal işletim" şartlarında çalıştıklarını hem arama yapma hem çağrı alma modunda olduklarını beyan etmiştir.
Volkov 2007 de Dünyayı Şekillendiren Top !00 insan arasında yer almıştır "Top 100 People Who Shape Our World" (2007) ayrıca 2009 yılında  Washingtonian magazin de 100 En Güçlü Kadın arasında yer almıştır."100 Most Powerful Women" (2009). Bilim dünyasının süper starı olarak tanınmaktadır.Volkov Leon Troçki nin torunudur.Bugüne değin 440 bilimsel makale ve 75 kitap yayınlamıştır.



Cep telefonu beyin kanseri yapıyor mu?

Cep telefonu beyin kanseri yapıyor mu?

DSÖ Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC) son raporunda, beyin kanserlerinin yüzde 95 oranında, cep telefonu kullanımını takiben ilk 10 yıl içerisinde geliştiğine dikkati çekti.





Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Daire Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer, cep telefonunda sohbet etmenin sağlık açısından risk taşıdığını belirterek, mümkünse kablolu kulaklık kullanılması gerektiğini söyledi.
Tuncer, Dünya Sağlık Örgütü Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı'nın (IARC) son raporunda menegioma (Beynin etrafını saran, onu koruyan ve dura adı verilen zardan kaynaklanan tümörler) olgularının yüzde 95'i, glioma (beyin tümörü) olgularının ise yüzde 90'ının cep telefonu kullanımını takiben ilk 10 yıl içerisinde geliştiğinin belirtildiğine dikkati çekti.
Raporda, bilimsel araştırmaların henüz kanserle cep telefonları arasında çok yakın bir ilişki göstermediğinin belirtildiğini ancak gözden kaçan bazı sonuçlar olduğunu kaydeden Tuncer, şunları söyledi: 
''Raporda belirtilen ama gözden kaçan diğer sonuç şöyle; menegioma olgularının yüzde 95'i, glioma olgularının ise yüzde 90'ı cep telefonu kullanımını takiben ilk 10 yıl içerisinde gelişmiştir. Dünyada tütün dahil olmak üzere, etkisini bu kadar hızlı gösterebilecek bir kanserojen henüz bilinmemektedir. Aşırı kullanım olarak hesap edilen 1640 dakika ve üzeri, 10 yıllık bir sürede, günlük 30 dakika demek olup, günümüz kullanım süreleri ne yazık ki bu sürenin kat kat üzerindedir.''
''KAMPANYA YAPANLAR SORUMLU DAVRANSIN''Türkiye'de cep telefonunu kullanım süresinin ortalama 30 dakikanın üzerinde olduğunu belirten Tuncer, ''Eğer tarifeli kampanyaları göz önüne alırsanız 30 dakikanın onlarca üzerinde olduğunu hesap edebiliriz. Burada herkesin sorumluluk alması lazım. Kampanyayı yapanları sorumlu davranmaya çağırıyorum. Çünkü çok ciddi kanserojenlerin bilimsel metodolojide kanser yaptıkları çok uzun yıllarda gösterilebilmiştir. Bu konuda daha dikkatli olmak durumundayız'' diye konuştu.
''BEYİN TÜMÖRLERİNDE ARTIŞ''Beyin tümörlerinde son 4- 5 yılda belirgin bir artış olduğuna da dikkati çeken Murat Tuncer, ''Türkiye'de artış gösteren ana kanserler nedir diye bakacak olursak, ilk sırada sigara ile ilişkili olan kanserler geliyor, ikinci sırada beyin tümörlerindeki artış göze çarpıyor. Sindirim sistemi kanserlerinin bazılarında belirgin artış var, bazılarında ise azalış var. Bunlara ilişkin çalışmalar yürütüyoruz, uluslar arası çalışmaları inceliyoruz'' dedi.
''CEP TELEFONU KULLANIMI GENÇLERE KISITLANMALI''Adolesan dönem öncesinde cep telefonunu kullanımının kısıtlanmasını öneren Tuncer, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Cep telefonunun belli yaşın altında kullanımını hoş karşılamak mümkün değil. Adolesan öncesi telefon konuşmaları kısıtlanmalı. 20 yaşın altında uzun uzun cep telefonu konuşması önerilmiyor. Telefonla sohbet edilmemeli. Telefon sohbet aracı değildir, iletişim aracıdır. Cep telefonunda sohbet sağlık açısından risktir, topluma böyle bir alışkanlık kazandırmamalıyız. Zorunlu kullanım gerekiyorsa, kablolu kulaklık kullanılmalı.''
SİGARA, KİTLE İMHA SİLAHI GİBİ Türkiye'de kanser konusunda atılacak önemli bir diğer adımını da sigara ile mücadele olduğunu belirten Tuncer, sigarının yok edilmesi gerektiğini bildirdi. Tuncer, Türkiye'nin sigara ile mücadelede çok iyi olduğunu vurguladı.
Sigaranın neredeyse insan kıyımı yaptığını ifade eden Tuncer, ''9 günlük bayram tatilinde trafik kazasında ölen vatandaşların iki katını her gün sigaraya kurban veriyoruz. Sigara Türkiye'de sanki kitle imha silahı gibi'' dedi.


4 Ocak 2012 Çarşamba

Sigara ve Radyoaktivite

Sigarada Radyoaktivite var mıdır?


Sigaranın pek çok zararından biri de içindeki radyoktif maddelerin soluma yoluyla insan vücuduna alınmasından kaynaklanmaktadır.
Sigara içilen kapalı mekanlarda havadaki partiküllerin ana kaynağı sigaradır ve bu partiküllerin çoğu da kanserojendir. Boice ve Lubin yaptıkları çalışmayla akciğer kanserine yakalanma olasılığının, günde 1-9 adet sigara içilmesiyle 4.6 kat, 10-19 sigara içiminde 7.5 kat, 20-39 sigara içiminde 13.1 kat ve 40 sigaranın üzerinde bir tüketimde ise 16.6 kat artmakta olduğunu ortaya koymuştur. Yani günde iki paket sigara içen bir kimse içmeyene oranla 16 kez daha fazla akciğer kanserine yakalanma olasılığına sahip olmaktadır. Günde 1-9 adet sigara içiminin sonucu kansere yakalanma riskinin Japonya'ya atılan atom bombasına maruz kalanların sadece %1'inden azının almış olduğu 3 Sv'lik bir dozun neden olacağı riske eşdeğer olduğu da belirtilmektedir. 3 Sv'lik bir doz ancak 10.000 göğüs röntgen filmi çektirilmesiyle alınabilen çok yüksek bir dozdur. Günde iki paket sigara içen bir kimsenin akciğer kanserine yakalanma riskine eşdeğer risk oluşturan atom bombası dozu ise anında öldürücüdür.
Tablo Sigara içimi ve oransal doz
(Boice ve Lubin araştırma sonuçları)
Oransal risk Günde içilen sigara miktarı Atom bombası dozu, (Sv)
1 0 0
4.6 1-9 3.4
7.5 10-19 6.1
13.1 20-39 (11.4)
16.6 40+ (14.1)
Sigara içimi sadece içenlerin değil aynı havayı soluyan kişilerin de solunum hastalıklarına yakalanmalarına neden olur. Araştırmalara göre ABD'de velilerin sigara içmesi yüzünden yılda 6.200 çocuk ölmekte, hastalanan çocuklar için her yıl 4.6 milyar dolar tıbbi harcama yapılmaktadır. Bu nedenle ABD'de 15 eyalette çocuklu evde sigara içme yasağı getirilmesi gündemdedir.
Kimyasal-Zehirlilik Ve Radyo-Zehirlilik
Yiyeceklerden, içeceklerden, solunan havadan vücuda alınan eser elementlerin gereğinden az ya da çok olmasının türlü hastalıklara yol açtığı tıp dünyasınca bilinmektedir. Vücudun gerekenden fazla alınan bazı eser elementleri atabilme yolları vardır, ama elementlerin bulunuş şekilleri ve vücuda girme yolları bazen onların vücuttan atılmalarını engelleyebilmektedir. Örneğin bir eser elementin vücuda tuz halinde yiyecek yoluyla girmesiyle onun organometalik ve hatta katransı bir madde ile birlikte solunum yoluyla girmesi (örneğin sigara içimi) arasında, vücutta kullanılış ve dışarıya atılış mekanizmaları açısından büyük fark vardır. Vücudumuza soluma yoluyla alınan zehirli eser elementler yiyecek yoluyla alınandan çok daha fazla tehlikelidir. Örneklersek, uranyumun kimyasal-zehirliliğinde onun soluma yoluyla yıllık alım limiti 0.6 g iken yiyecek yoluyla yıllık alım limiti 40 g'dır. Yani aynı uranyum miktarı soluma ile vücuda girerse besin zincirinden alınmasına oranla kimyasal zehirlilik açısından 65 kez daha tehlikelidir.
Uranyumun aynı zamanda radyo-zehirliliği vardır. Doğal uranyumun soluma ile vücuda alınmasının yıllık alım limiti 0.06 g iken, yiyecek yoluyla vücuda alınmasında çözünebilen uranyum bileşikleri için yıllık alım limiti 20 g, çözünemeyen uranyum bileşikleri içinse 300 g'dır. O halde doğal uranyumun radyo-zehirliliği soluma yoluyla alınırsa besin zinciriyle alınmasına oranla 300 ile 5.000 kez daha fazla tehlikelidir. Ayrıca, bu oranlar yetişkinler için verilen değerlerdir. Soluma ile alınan radyoaktivite ile bebekler ve çocukların yetişkinlere göre 10 kez daha fazla radyo-zehirliliğe maruz kaldığı belirlenmiştir.
Eser Elementler Ve Kimyasal-Zehirlilik Diğer bitkiler gibi tütün de çok sayıda eser element içerir. En çok rastlanan 26 element; Al, As, Ba, Br, Ce, Cl, Co, Cr, Cs, Eu, Fe, Hf, K, Ca, Mg, Mn, Na, Ni, Rb, Sb, Sc, Se, Sr, Th, V, Zn'dir. Bunlardan bazıları faydalı (Zn, Cu, Fe, I, Br, F, Ca, Co, vb.), bazıları da zehirli, radyoaktif ve çoğunlukla kanserojendir (K, Pb, As, Cd, Hg, Th, U, Po vb.). Aşağıdaki tabloda Türk, Amerikan ve İran tütünlerindeki önemli eser elementler ve bunların konsantrasyon değerleri (kilogramda miligram, ppm) verilmektedir. Bunlardan arsenik deride bozukluklara, deri kanserine, mide ve bağırsak bozukluklarına neden olmaktadır. Diş çürümelerine, kansere, denge bozukluklarına yol açtığı saptanan selenyumun zehirleyici etkisi arsenikten on bin kez daha fazladır. Cıva ise beyinde ve sinir sisteminde tahribata yol açmaktadır. Bu tabloda verilen değerlerde arsenik miktarı Amerikan tütünlerinde, Türk tütünlerinden üç-dört kez fazladır. Tütünde arseniğin yanında ondan onbin kez daha zehirli olan selenyumun kimyasal zehirliliğini mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Tabloda selenyum miktarlarının Türk tütünlerinde daha az olduğu görülmektedir.
Radyo-Zehirlilik
Sigara içiminin kimyasal zehirliliğinden çok radyo-zehirliliğinin daha etkili olduğu saptanmıştır. Sigaradaki radyonüklitlerden en zararlısı, sigaranın yaklaşık 600-650 °C'lik alev sıcaklığında tamamen buharlaşan polonyum-210'dur (Po 210 ). Filtreli sigaralar ve porositesi yüksek sigara kağıtları, sigara içilmesi sırasında oksijen miktarını artırıp tütünde tam yanmayı sağlayarak sigaranın alev sıcaklığını artırdığından toryum, uranyum ve potasyum gibi buharlaşma sıcaklığı yüksek diğer radyonüklitlerin de buharlaşarak ciğerlerimize alınmasına neden olmaktadır. O halde katransı maddeleri süzmesi için ilave ettiğimiz filtreler vücudumuza kanser yapıcı radyonüklitlerin alınmasını kolaylaştırmaktadır.
Sonuçlar
Sigaranın insan sağlığına zararını değerlendirirken kimyasal zehirliliğinin yanısıra radyoaktif zehirliliğinin de dikkate alınması gerektiği yapılan çalışmalardan anlaşılmaktadır. Little ve Radford, günde 2 paket sigara içenlerin sadece Po-210'dan 25 yılda 2 Sv'lik (ortalama 80 mSv/yıl) önemli bir doz alabileceklerini belirtmektedirler. Bir radyasyon işçisinin maruz kalabileceği izin verilen en büyük doz değeri 20 mSv/yıl'dır. Martel, sigara içen ve akciğer kanserinden ölenlerin ciğerlerinde Po-210'dan kaynaklanan 16 Sv'lik önemli doz değeri hesaplamıştır. Cohen, akciğer kanseriyle mücadelede, içindeki zift ve benzer kanserojen maddeleri tutmak üzere filtreli sigaralar üretmek yerine, Po-210'dan arındırılmış sigaralar üretilmesini tavsiye etmektedir.
Türk, Amerikan ve Iran Tütünlerindeki Eser Element Konsantrasyonları
Element Türk ortalama Amerikan A Amerikan B Amerikan C Iran A Iran B
Na 394 241 376
K 26000 2400 2700
Sc 0.35 0.59 0.56 0.11 0.192 0.311
Cr 7.10 1.3 0.24 1.9 4.26 6.21
Fe % 0.10 0.07 0.06 0.1
Co 0.70 0.42 0.79 1.06 0.349 0.6
Zn 35.0 18.0 25 69.0 51.0 55.8
As 1.0 7.3 5.2 3.37
Se 0.18 5.8 1.5 1.25 1.23 0.90
Br 59.2 36.0 58.0 123.0 108.0 206.0
Rb 17.7 21.8 16.7
Zr 7.1 16.3
Ag 2.5 0.64 0.20 0.20 0.05
Sb 0.10 14.1 7.4 0.15 0.063 0.117
Cs .20 0.07 0.14 0.18
Ba 64.60 5.8 4.7
La 1.00 0.51 0.33 1.96 0.394 0.670
Ce 1.87 0.98 1.54
Eu 0.034 0.08 0.019 0.036
Hf 0.15 0.124 0.146
Au 0.024 0.021
Hg 0.08 0.18 1.19 0.90
Th 0.32 0.183 0.194

Yiyecek ve havada Po-210 miktarı
Yiyecek ve Hava Aktivite Konsantrasyonu
(mBq kg -1 )
süt ürünleri 60
et ürünleri 60
taneli yiyecekler 100
yapraklı besinler 30
meyveler 30
balık 2000
su 5
hava 50 (m Bq m -3)

Tütündeki Po 210 miktarı [16]
Marka Po 210 Miktarı
mBq/sigara
Marka A 11.1
Marka B 11.5
Marka C 11.9
Marka D 15.7
Marka E 15.7
Marka F 16.1
Marka G 17.1
Marka H 17.6
Marka I 21.1
Marka J 19.4
Marka K 19.4
Sigaranın insan sağlığına zararını değerlendirirken kimyasal zehirliliğinin yanısıra radyoaktif zehirliliğinin de dikkate alınması gerektiği yapılan çalışmalardan anlaşılmaktadır. Little ve Radford, günde 2 paket sigara içenlerin sadece Po-210'dan 25 yılda 2 Sv'lik (ortalama 80 mSv/yıl) önemli bir doz alabileceklerini belirtmektedirler. Bir radyasyon işçisinin maruz kalabileceği izin verilen en büyük doz değeri 20 mSv/yıl'dır. Martel, sigara içen ve akciğer kanserinden ölenlerin ciğerlerinde Po-210'dan kaynaklanan 16 Sv'lik önemli doz değeri hesaplamıştır. Cohen, akciğer kanseriyle mücadelede, içindeki zift ve benzer kanserojen maddeleri tutmak üzere filtreli sigaralar üretmek yerine, Po-210'dan arındırılmış sigaralar üretilmesini tavsiye etmektedir.
Kaynak: TAEK

10 Mayıs 2011 Salı

Tuzsuz diyet daha mı riskli?


Tuzsuz diyet daha mı riskli?
Dr. Mehmet Öz, uzak durulması gereken 3 beyazı şöyle tarif etmişti:
Un, şeker ve süt!
Önce şaşırmış, sonra "tuz" demeyip "süt" demesini heyecanına ve kırık Türkçesine yormuştum.
Çünkü 3'üncü zararlı beyazın "tuz" olduğundan hepimiz çok emindik.
Tansiyonu yüksek hastaya ilaç başlamadan önce mutlaka tuzsuz diyet
önerirdik
Yeni görüşler tam tersini savunuyor.
Özellike asit detoksu üzerine çalışmalar yürüten Calvin Newstead
gönderdiği e-mail'de tuzla ilgili bilinenlerin çok yanlış olduğunu savunuyor.O'na göre;Yaşamın en temel ögeleri
1. Oksijen 2. Su 3. Tuz 4. Potasyum 5. Egzersiz 6.Yağlar
- Kimse bunlar olmadan yaşayamaz.
Tıp, su ve tuzun diyet olarak alımını gözardı ederken, bir yandan da serum verir. Serum dediğimiz şey ise su ve tuzdan oluşur.
- Sağlıksız kişiler az su içer ve vücutta adeta kuraklığa yol açan diüretik, kafein ve alkol v.b. kullanırlar
-Ortaçağ'da insanlar tuzdan yoksun bırakılarak korkunç ölümlere maruz kalıyordu.
-Anne rahmindeki bebeğin çevre ortamı su ve tuzdan oluşur..
Öncelikle; rafine tuzla, deniz tuzu arasında çok fark var. Deniz tuzunda
bulunan 80 elementten bazıları:( %) Klor:50.90 Çinko:00275
Sodyum: 33.00 Bakır :00195
Sülfür :0820,Manganez :0018
Magnezyum :0441Alüminyum :0095
Potasyum :0227, Silikon :052
Kalsiyum:0128 Karbon :049
Demir :012
Alzheimer'e yol açtığı bilinen ve vücutta bulunmasının hiç bir yararı
saptanmayan Alüminyum'u bir tarafa bırakırsak, diğer elementlerin
hemen hepsi kemik yapısından enerji üretimine, kansızlıktan bağışıklık sistemine, pek çok yaşamsal süreçte gerekli.

Deniz tuzunun yararları ve hayati fonksiyonları:
Tuz düzensiz kalp atımının en etkili önleyicisidir.
Yüksek tansiyona yol açtığına ilişkin yanlış kanının aksine, su ile
birikte tansiyonu düzenlemekte önemli role sahiptir.
Önemli olan oranlardır.
New York Albert Einstein Tıp Okulu Epidemiyoloji Bölüm Başkanı Dr. Michael Alderman, araştımalarının sonucunda tuzsuz diyet yapanların zamansız ölüm riskinin daha fazla çıktığı iddiasında.
-Tuz, özellikle beyin hücreleri olmak üzere vücuttan asidin uzaklaştırılmasında hayati işlev görür. Asidin kanser ile ilişkisi
nedeniyle kanserden korunmada da deniz tuzunun çok etkili olduğu iddia
ediliyor.
-Tuz, kan şeker düzeyini dengelemekte hayati önemdedir. Diyabetli hastalara gerekli bir elementtir.
-Hücrede hidroelektrik enerji üretimi için gereklidir.
-Doğum anından ölüme kadar sinir sistemi hücrelerinin iletişim
kurmaları ve beynin çalıştığı her anda bilgi işlemek için gereklidir.
-Besin parçacıklarının barsaktan emilimi için gereklidir.
-Akciğerlerin mukus ve balgamdan temizlenmesinde etkilidir.
-Sinüslerin temizliğinde etkilidir.
-Uykuyu düzenler. Doğal bir hipnotiktir.
-Kas kramplarının önlenmesinde önemlidir.
-Sağlam bir kemik yapısı için gereklidir. Tuz ve su eksikliği kemik
erimesinin ana nedenleridir.
-Dile tuz koymak ısrarlı kuru öksürüğü keser.
-Gut ve artritin önlenmesinde önemlidir.
-Cinsellik ve libidoda önemlidir.
-Bacak ve uylukta varis ve örümcekağsı damarlanmayı önler.
-Aşırı tuz eksikliği ölümcül su intoksikasyonuna (zehirlenmesine) yol açabilir.
Tuzsuz diyet konusunu yeniden gözden geçirmekte fayda var.

Dr. Seyfullah Dağıstanlı
sdagistanli@gazetevatan.com

9 Şubat 2011 Çarşamba

Şeker Gerçeği



Spor yapmak tek başına yeterlimi

Sağlıklı kilo vermede spor asla yeterli olmaz. Bugün şişmanlık, kaloriye dayandırılıyor. Oysa kalori hesabı fiziksel bir özellik. Gıdaların kimyasal özellikleri de var. Siz sadece kaloriye baktığınız zaman o kimyasal özellikleri tümden yok sayıyorsunuz. Mesela bizim bugünkü konumuz da olan şeker kendi başına eklem kıkırdağını eriterek dizde kireçlenmeye yol açıyor ve o kadar yaygın ki bu hastalık! Diz protezi, kalça protezi yapılmasının başlıca nedeni şeker. Damarları tıkayan da sanılanın aksine kolesterol değil, şeker.

- Peki ne kadar şeker kullanabiliriz?
- Günde 8 kesme şeker hakkınız var. Başka hiçbir meyve ya da bal, reçel yememişseniz tabii.
- Ben sabahları bir tatlı kaşığı bal yiyorum...
- O zaman 6’ya iniyor şeker hakkınız. Bal, ağırlıklı olarak fruktoz içerdiği için, yiyeceğiniz meyveyi de üçte bir oranında düşürmeniz gerekir.

- Peki hangisi daha zararlı? Tuz mu, şeker mi?
- Kesinlikle şeker.

- Tuz için de “Günde en fazla 6 gram alın” deniyor...
- Tuz konusunda yeni çalışmalar var, bugüne kadar yapılan kısıtlamaların çok da doğru olmadığını gösteren... Mesela siz tuzu terle vücuttan atabiliyorsunuz ama şekeri atamıyorsunuz. Şeker direkt olarak size popo ve karın yağı olarak geri dönüyor. Oralarda depolanan yağın ise getirdiği bir sürü olumsuzluk var. Kalp hastalığı, damar sertliği gibi...

ÇOK MEYVE YİYEN MÜTHİŞ BİR ERKEK GÖRDÜNÜZ MÜ?

- İyi ama bazı dönemlerde tatlı yeme ihtiyacı artıyor insanın. O zaman ne yapacağız?
- Vücudun şeker talebi yoktur. Ama biz sürekli şekerle beslendiğimiz zaman, vücudumuz zararlı olduğunu bildiği için şekeri metabolize edecek olan insülini hazır bekletir. Dolayısıyla sürekli fazla şeker ya da nişastayla beslenen kişinin açlık kan insülin düzeyi yükselir. Açlık kan insülin düzeyi yükseldiği zaman kan şekeri düşer. Kan şekeri düştüğü zaman, “Eyvah kan şekeri düşüyor” sinyalini vücut size nasıl yansıtır? Mide özsuyunu salgılatarak, size açlık hissettirerek... O yüzden de siz aşerirsiniz. “Reçel kavanozu nerede?” diye aranmaya başlarsınız. Halbuki 100 yaşını aşan insanların ortak özelliği nedir diye bakıldığında açlık insülin düzeylerinin düşük olduğu görüldü.

- Yani uzun yaşamanın temelinde şeker yememek yatıyor...
- Evet. Açlık insülin düzeyini düşük tuttuğunuz oranda sağlıklı ve uzun yaşarsınız. 1700 yılından kalma İngiltere’ye ait istatistikler var elimizde. Kişi başına yıllık bildiğimiz şeker tüketimi ne kadar biliyor musunuz? 5 gram! Yani yaklaşık 1 kesme şekeri kadar. Kesme şekeri 4 gram gerçi ama... Demek ki, şeker bir ihtiyaç değil. Tam tersi, sonradan tamamen alışkanlık olarak soframıza girmiş. 1801 yılında şeker pancarından da şeker üretilmeye başlanmış ve Almanya’da ilk pancardan şeker üreten fabrika kurulmuş. Sonra bütün Avrupa’da ardarda şeker fabrikaları açılmış. 1815 yılına gelindiğinde İngiltere’de kişi başına şeker tüketimi, 115 yıllık süre içinde tam bin 200 kat artmış ve 6 kiloya çıkmış. Bugün Orta Avrupa’da yıllık kişi başına şeker tüketimi bir kişinin kendi beden ağırlığından fazla; tam 70 kilo! Ve 1815’ten günümüze kadar şeker tüketim artış eğrisiyle, kanser, kalp hastalığı, inme, diyabet ve obezite gibi kronik hastalıklarda artış eğrisi bire bir örtüşüyor.

- Merak ettim, siz şeker kullanıyor musunuz?
- Hiç. 38 senedir ne çayıma ne kahveme şeker koyuyorum. Onun dışında tatlı da hiç yemiyorum.

- Ama hep denir ki şeker, yani glikoz beyin hücrelerini çalıştırır...
- Doğru, çok iyi hatırlattınız. Eritrositin, omurilik ve beyin hücrelerinin enerji kaynağı glikozdur. Ama şeker yiyerek daha akıllı olmuş bir insan gördünüz mü siz? Çünkü vücut gereksinim duyduğu o glikozu yağdan da, proteinden de kendisi üretmeyi becerebiliyor. Mesela spermin enerji kaynağı fruktozdur. Peki siz hiç çok meyve yiyen müthiş bir erkek gördünüz mü? Göremezsiniz, çünkü testis hücresi spermin ihtiyaç duyduğu fruktozu kendisi üretir. Fruktoz çok dikkatli alınmalıdır. Çünkü, şeker pancarından veya şeker kamışından elde ettiğimiz şeker, yani bilimsel adıyla ‘sakaroz’ (bir yapay tatlandırıcı olan sakarinle karıştırılmamalı) iki ayrı molekülden oluşan bir birleşik moleküldür. Sakarozu biz yer yemez vücudumuzda glikoz ve fruktoza ayrışır. Glikoz kan şekerimizin de adıdır. Hemen kana karışır ve kan şekerini yükseltir. Vücudumuz şekerin zararlı olduğunu bildiği için korkudan hemen insülin salgılar.

- Nasıl?
- Eğer çok fazla miktarda şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin salgılanır. İnsülin o şekeri hemen alır vücudun bir enerji açığı varsa kısmen enerjiye dönüştürür. Ama insan vücudu çok tasarruflu bir biyolojik bünye. Çok az enerjiyle çok işler yapabilir. Mutlaka yediğiniz şekerde bir fazlalık olacaktır. Bu fazla şeker, insülin aracılığıyla ya kas ve karaciğerdeki şeker depolarına götürülecek, (ki vücudumuzun şeker deposu 120 gram kadardır ve orası da sürekli doludur, hiç boş kalmıyoruz çünkü) ya da insülin bu şekeri alacak ve yağa dönüştürecektir. Dolayısıyla sizin yediğiniz şeker vücudun değişik bölgelerinde yağlanmalara sebep olacaktır. Ama insülin salgılanırken bir de leptin denilen tokluk hormonu salgılanır. Dolayısıyla belli bir miktar glikoz yedikten sonra vücut “Pes” diyor, “Artık yeme!” Doyuruyor sizi. Yani hiç olmazsa şekerin glikoz bölümü bir derecede tokluk yarattığı için daha fazla şeker yemenizin de önüne geçmiş oluyor. Şekerin ikinci bölümü olan fruktoz ise; insülin salgılatmadığı için tokluk hissi de yaratmaz. Dolayısıyla sınırsızca yiyebiliriz. İşte bu çok tehlikeli. Fruktozun günde 15 gram kadarı vücudumuzda değişik kimyasal süreçlerde kullanılabiliyor. Eğer bundan fazla fruktoz alınırsa karaciğerde trigliserite dönüşür. Trigliserit kan yağıdır. Hem karaciğer yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de vücudumuzun yağlanmasına yol açar. Amerika’da son 30-35 yıldır ortaya çıkan obezite salgını, meşrubatların, bisküvilerin, dondurmanın ya da diğer tatlıların mısır şurubuyla, yani fruktoz ağırlıklı üretilmiş olmasına bağlanıyor. Çok şükür biz de Amerikanlaştık! Çünkü bizde de mısırdan tatlandırıcı üreten 5 fabrika var. Baklava şerbeti bile artık mısır şurubundan üretiliyor... Böylece eskiden baklavayla şişmanlamamızdan daha fazla şişmanlamamız sağlanmış oldu.

- Ama meyvedeki fruktoz doğal?
- Doğal sözcüğüne bayılıyorum. Akrep zehiri de doğal, bir porsiyon ister misiniz? İster dondurmadan, ister elmadan alın, fruktoz fruktozdur. 15 gramdan fazlası alındığında yağa dönüşür, kolesterolü oksitleyerek damar sertliğine yol açar. Ama yine de meyvenin meyve suyuna üstünlüğü var. Meyve suyunda hiç posa bulunmadığından, fruktoz tümüyle emilirken, meyvedeki posa fruktozun hiç değilse bir bölümünün emilmesini engellemektedir. Ama posa da meyveyi tümüyle masumlaştırmamaktadır. Yani siz fazla meyve yiyerek kendinize iyilik ettiğinizi düşünüyorsunuz. Ama bir avuç trigliserit elde ediyorsunuz.

SİZİ KADIN, BENİ ERKEK YAPAN KOLESTEROLDÜR

- Bu trigliseritin önemi ne peki?
- Kolesterol masum bir maddedir. Ve bütün hormonlarımızın hammaddesidir. Sizi kadın, beni erkek yapan kolesteroldür. Kolesterol olmazsa hormonlarımız olmaz. Nitekim sıfır beden mankenlerimizin kolesterol almadıkları için hormonları çok azalır ve adetten kesilirler. Ve maalesef tamamen sağlıklarını kaybederler. Anne sütü o yüzden kolesterolden zengindir. Doğa kendi kendine zarar vermez. Çocuğun kolesterole ihtiyacı var ki, anne sütünde de kolesterol var. Ama eğer siz kolesterolün oksitlenmesine yol açarsanız o zaman damar sertliği olur. Dolayısıyla kolesterolün kendisi zararlı değil, oksitlenmiş kolesterol zararlı. Kolesterolü oksitleyen dört madde var. Bunlardan biri de fruktoz. Dediğim gibi sihirli sınır da 15 gram fruktoz. Diyelim ki biz bir restorana gittik ve Sayın Başbakan’ın önerdiği gibi bonfilenin yanında bir bardak şarap içmedik, sağlıklı olalım dedik, o yüzden bir bardak taze sıkılmış portakal suyu içtik. Bir bardak portakal suyunda yaklaşık olarak 60 gram şeker, 30 gram fruktoz vardır. Bu miktar ise 15 gram sınırını aşıyor. Dolayısıyla yemekte bonfileden aldığımız kolesterol, meyve suyundan veya meyveden aldığımız fruktozun fazlasının karaciğerde trigliserite dönüşmesi sonucu oksitlenerek damar sertliğine yol açıyor. Yani ne olur şarapta kalalım! Çünkü şarap antioksidandır. Özellikle kırmızı şarap. Beyaz şarap beyaz üzümden, kırmızı şarap kırmızı üzümden yapılır diye bir ayrım yoktur. Kırmızı şarabın önemi, üzümün kabuklarıyla birlikte ezilip mayalanmasından gelir. O yüzden beyaz şaraptan daha değerlidir. Çünkü üzümün kabuğunda antioksidan bir sürü madde vardır ve bu antioksidanlar da damar sertliğine ve kansere karşı koruyucudur.




- Çoğu beslenme uzmanı meyve ve sebze serbest diyor...


Meyveden almak istediğimiz tüm antioksidanlar, vitaminler ve mineraller sebzede de var. Halbuki meyvede, sebzeden farklı olarak oksitleyici şeker mevcut. Burada Taş Devri Diyeti önerenlere bir hatırlatmamız olmalı. O dönemki meyvelerin şeker içeriği bugünkü meyvelerden üç kat daha azdı. Kültür bahçeciliği ile biz meyveleri giderek şekerlendirdik. Yani 10 bin sene önce elmanın şeker içeriği bugünkü domatesin şeker içeriği kadardı. Biz aslında meyveleri sağlığımıza zarar verecek hale getirdik. O yüzden Taş Devri Diyeti’nde “İstediğiniz kadar meyve yiyin” deniyor. Ama hayır. Meyve sakıncalı. İçindeki fruktoz oranı yüzünden sakıncalı. Şimdi gelelim yine Başbakan’a... Başbakan, alkol içeceğinize meyve yiyin diye bilime son derece aykırı bir ifade kullandı.

- Vallahi ben yıllardır Başbakan’ın söylediği gibi yapıyorum. Hiç içki içmiyorum ve çok meyve yiyorum. Özellikle de üzüm...diyenler
Kendinize zarar veriyorsunuz. Çünkü bütün meyveler hem glikoz, hem fruktoz hem de o ikisinin birlikteliğinden oluşan sakaroz içerir. Unutmayın, bugün Amerika’da alkole bağlı sirozdan daha çok, karaciğer yağlanmasına dayalı sirozdan karaciğer nakli gereksinimi duyuluyor.

- Öyleyse ne kadar meyve yiyebiliriz?

- Meyveleri, az, çok ve orta şekerli diye, tabii ki geçişler var ama kabaca üçe bölmemiz mümkün. İlkbahar meyveleri, kiraz, vişne, erik, kayısı bir dereceye kadar az şekerli meyveler arasına giriyor ve başka hiçbir şeker tüketmediyseniz, yani hiç pasta kek yemediyseniz, çayınıza, kahvenize şeker katmadıysanız, günde 400 gram bu meyvelerden yiyebilirsiniz. Elma, armut, şeftali, portakal, mandalina orta şekerli meyveler sınıfına giriyor. Bunlardan da 300 gram yiyebilirsiniz. Ama yine çayınıza, kahvenize hiç şeker koymamış, sabah kahvaltıda bal ve reçel yememiş olmak koşuluyla. Eğer yediyseniz onları da bu miktardan düşmek gerekir. İncir, muz ve üzüm gibi çok şekerli meyvelerden ise günde en fazla 200 gram yiyebilirsiniz. Yani yaklaşık olarak 3-4 incir, bir muz gibi...

- Peki ya karpuz ve kavun?
- Karpuz az şekerli meyve sınıfına giriyor. Kavun da az şekerli ile orta şekerli arasında... Ama ben biliyorum ki mesela “Yazın ne yemeli?” diye bir diyetisyene sorduğunuz zaman, “Hafif yemeli. Mesela beyaz peynir ve karpuzla öğlen yemeğini geçiştirmeli” der. Tebrik ederim, yapmanız gereken en son şey bu. Çünkü beyaz peynirden aldığınız kolesterolü karpuzdan aldığınız fruktozla oksitleyerek damar sertliğine yol açmış oluyorsunuz. Ama buna karşın yağsız bir kuzu şiş yeseniz, yanında da bir bardak şarap içseniz hiçbir damar sertliği olmaz... Bu arada, sorunuza gelecek olursam, karpuz bir dilim yenir, ama bir dilim karpuz yiyen insan görmedim şimdiye kadar. Halbuki en fazla 400 gram, yani bir dilim yenmelidir. Fazlası sağlığa zararlıdır.

- Yani içki meyveden daha mı ehven-i şer?
- Alkol sınırını Dünya Sağlık Örgütü belirledi. Alkol karaciğer için bir toksik maddedir. Bu kesin. Bu toksik madde karaciğerde detoksifiye ediliyor, yani zararlı etkisi ortadan kaldırılıyor. Ama karaciğerin de bir sınırı var. Erkekte bu sınır, günde 20 gram alkoldür. Kadında ise yarısıdır; 10 gram.

- Peki neye tekabül ediyor 20 gram alkol?
- Bir duble rakıya tekabül ediyor günde. Veya 300 ml. biraya (bir şişe), veya 100 ml. şaraba (küçük bir kadeh). Bu arada kadınlara bu oranların yarısını, mesela yarım kadeh şarap öneriyoruz. Özellikle şarap az içildiği takdirde hem damar genişletici etkisinden dolayı dolaşımı rahatlatır, hem de antioksidan içeriği açısından kansere, kalp hastalığına ve damar sertliğine karşı koruyucu etki gösterir. Bir küçük kadeh şarap içmek, her gün de içilse sağlığa katkı sağlar, zarar vermez. Ha, dini açıdan buna yaklaşırsanız, ben din bilimcisi değilim. Ama sarhoş olmanın yasak olduğunu biliyorum. Eğer din alkolü kesin bir şekilde yasaklıyor olsaydı, yediğimiz her meyvede çok az miktarda alkol var, meyveyi de yasaklardı.

- Ama bilim de alkole bir sınır, dolayısıyla bir yasak getiriyor...
- Elbette.

- Peki neden kadın-erkek ayrımı var?

- Kadının metabolizması farklı. Bunun yüzde 100 şu nedenle olduğu söylenemiyor. Ama kadınlarda daha düşük orandaki alkolün karaciğerde hasara sebebiyet verdiği saptanmış durumda. O yüzden Dünya Sağlık Örgütü, üst sınır olarak erkeğe günde 20 gram alkol önerirken, kadına 10 gram alkol öneriyor. Yani yarısı kadar...

- Peki haftanın üç günü birer kadeh içilse?

- Bu soru çok sık soruluyor “ 6 gün içmeyeyim ama 7’nci gün dört duble içeyim” diye... Hayır. Önerilen dozun her aşıldığı durum ciddi bir darbe vuruyor karaciğere. O yüzden her gün için ama bu sınırı dikkate alın.

HER GÜN YARIM KADEH KIRMIZI ŞARAP FAYDALI

Her gün yarım kadeh kırmızı şarap sağlığınıza olumlu etki sağlar. Rahatlatır, sonra antioksidan kaynağı olarak çok önemlidir. Alkolün sınırlarını bilip o sınırlara özen gösterirseniz, şaraptan veya rakıdan korkmanız gerekmiyor. Ama sınırınızı bileceksiniz.

- Peki içkinin fazlası ne yapıyor vücuda?

- Bir kere kalorisi yüksek olduğu için kilo fazlalığı yapar. Yani bütün o şişmanlığın getirdiği olumsuzlukları yanında taşır ama her şeyden önce karaciğeri zehirler ve karaciğer yetersizliğine neden olur. Tıpta, matematik gibi eşittir işareti hiç yoktur. Yani “Sen şunu yaparsan şu olursun!” Siz doğada bir ağacın üzerinde tıpkı aynı iki yaprak gördünüz mü? Hep bir biyolojik değişim vardır. Ama çok ender olarak eşittir işareti vardır tıpta da. O da alkolü fazla tüketirsen karaciğer yetersizliği gelişir. İki artı iki eşittir dört gibi...

Kaynak . Prof Demirkol röportajından aktarılmıştır.
Yazılanlar bilgilendirme amaçlıdır.Kesin doğrular olarak aktarılmamıştır.öneri,eleştiri ve katkılara açıktır.